EĞİTİMDE ZARURÎ YOLLAR

Eğitim ve terbiyede de, hiç şüphesiz, nazarî bilgilere ihtiyaç vardır. Tarifler, açıklamalar, tavsiyeler, telkinler, hattâ misallendirmeler gibi hususlar tamamen nazarîdirler. Ancak bütün bunların pratiği, misali, tatbikatı müşahhas olarak insan hayatında yer almazsa nazarî bilgi ve metodla insanı eğitmek mümkün olamaz. Hiçbir tedavi metodu uygulamadan, sadece ‘iyi ol’ demekle hastayı tedavi etmek nasıl mümkün değilse, insan eğitiminde de durum aynıdır. Bu bakımdan, insanın eğitim ve öğretiminde tatbikî metodlar şarttır. Bu hususta başvurulması gereken yolları, anahatlarıyla şöylece sıralayabiliriz:

Müşahhas örnek

Bir insanı ya da cemiyeti eğitirken, onda olmasını istediğimiz hâlin, meziyetlerin, davranışların ve faziletlerin canlı misalini ortaya koymak gerekir. Nitekim Cenâb-ı Hak, Hz. Peygamber Efendimizi bütün beşeriyete kurtarıcı olarak gönderirken, O’nu en mükemmel mânâda, en güzel bir şekilde eğitip terbiye etmiş ve örnek olarak göndermiştir.

 Bunun için, Peygamber Efendimiz “Canlı Kur’ân”dır. O’nun ahlâkından Hz. Aişe validemize sorulduğunda, “O’nun ahlâkı Kur’ân’dı buyurmuşlardır.

Allah’ın Resûlü âlemlere rahmettir; O’nun hayatı insanlara en güzel örnektir. O, ahlâkî güzellikleri tamamlamak için gönderilmiştir. Peygamber Efendimiz, kendi ifadeleri ile, “Beni Rabbim terbiye etti; ne güzel terbiye etti buyurmaktadırlar. Bütün bunlardan anlaşılan odur ki, insan eğitiminde en büyük çare, yol, usul, istenileni en mükemmeliyle ortaya koymaktır. Yoksa, sadece mücerred ifadeler veya tatbikatı olmayan temennilerle, arzu edilen neticeleri elde etmek mümkün değildir. Hattâ böyle durumlar, işin mahiyetini ve şahsiyetini rencide eder ki bu, daha da zararlı olur.

Yeni doğmuş bir bebek için annesi, babası, yakın çevresi; hayat mektebindeki ilk eğitimcileri, mürebbileridir. Duyduğu ilk ses ve gördüğü ilk hareket onlara aittir. İster istemez onları taklit edecek ve birçok şeyi onlardan öğrenecektir. Büyüdükçe çevre genişleyecek, eğiticileri, mürebbileri çoğalacak, kim ve ne taraf daha müessir olursa çocuk o tarafa doğru meyledecektir. Neticede, ‘Kimin izini takip ederseniz onun gittiği yere varırsınız’ kaidesince bir yapı ortaya çıkar. Ferdî, ailevî ve ictimaî hayatta başarılı ve kâmil mânâda bir insan istiyorsak, işte o zaman, beşikten mezara kadar hayatın her kademesinde iyi, güzel, faydalı örnekleri insanımızın önüne koymak mecburiyetindeyiz.

Mükâfaat ve ceza

İnsan fıtratında sevgi ve korku içiçedir. Sevdiğimiz şeylere karşı meylimiz, korktuğumuz şeylere karşı da nefretimiz tabiîdir. Eğitmekle mükellef olduğumuz kişilere, yapmaları gereken birtakım teklifleri ileri sürerken, neticesinde kendilerini bekleyen iyilikleri, güzellikleri de bildirmemiz gerekir ki istenilen neticeye daha kolay varılabilsin. Bunun aksi olarak da; kendisinden istemediğimiz bazı şeyleri yapması halinde, kendisinin hoşlanmayacağı durumlarla karşı karşıya kalacağını söylemekle yanlışına, hatâsına, kusuruna mani olmak gerekir. Böylece, istenilen hedeflere doğru teşvik, istenilmeyenlere tedbir koymakla, kişi iyiye, doğruya yönlendirilmiş olacaktır. Nitekim Cenâb-ı Hak kullarını İslâm’a davet ederken, davete icabet edenlerin cennette mükâfatlandırılacağını, reddedenlerin ise cehennemle cezalandırılacağını kesin olarak haber veriyor. Bir öğrenci için geçmek veya kalmak gibi bir netice olmazsa, durumun ne olacağını kestirmek zor olmaz.

Öğüt/güzel söz

“Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkarır.” Hakikaten, yerinde, zamanında söylenmiş bir çift tatlı söz, en katı yürekleri dahi yumuşatmaya kâfidir. Kişinin ruhuna ve gönlüne hitap ederek onu en üst düzeye, yüksek ideallere taşımak mümkündür. Nefsine ağır ve zor gelen teklifleri dahi ona kabullendirmek kolaylaşır. Bunun zıddı olarak da, en basit bir işi münasip olmayan bir dille söylediğimiz zaman, onu karşımızdakine kabullendiremeyiz.

“Din nasihattır hadis-i şerifi, insan hayatında ve dinin öğretilip yaşanmasında bize açık ve kesin bir ölçüdür. “İnsan, nisyan ile malüldür” kaidesince insan, devamlı telkine, nasihate muhtaçtır. Gerek zamanla unutulanların tekrar hatırlatılması gerekse bilgilerin tesirinin artırılması için devamlı -ancak yerinde ve zamanında- nasihate, güzel söze ihtiyaç vardır. Hattâ insan ruhu, güzel sözden ve nasihattan manevî bir lezzet ve gıda da alır.

Anneler, babalar, öğretmenler, idareciler, yöneticiler kısaca herkes; hitap ettiği kişi veya topluma, onların anlayacağı bir dille, güzel ve tatlı sözle, ilim, irfan ve hikmetle hitap edebilseler hem vazifelerinin gereğini yapmış olacaklar ve hem de istedikleri neticeyi elde etmiş olacaklardır.

Menkıbeler/kıssalar

Menkıbeler ve kıssalar, insan hayatının çeşitli yönlerini, hâllerini anlatan canlı olaylardır. Bunların hemen hepsi, tarihte yaşanmış gerçeklerdir. Bugünkü uydurulan hikâyelere ve masallara benzemezler. Menkıbelerin ve kıssaların menşei, Kur’ân ve Sünnet’tir. Kur’ân ve Sünnet yolunun yolcuları olan ilim-irfan ve hikmet sahibi kişilerin hayatlarından bölümlerdir. Tam bir örnek ve tam bir ibret levhasıdırlar.

Bunun için, günümüz insanının zaman zaman bu menkıbe ve kıssalardan, yaşaması gereken hayatın senaryosunu öğrenmesi zarurîdir. Çünkü bugün yaşamak istediği din, en mükemmel şekliyle yaşanmıştır. Dolayısıyle; bir taraftan bugün canlı misallerini, mükemmel ve müşahhas örneklerini görürken, bir taraftan da mazide yaşanan hayatı okuması ya da dinlemesi ufkunu açacak, onu mazi ile bütünleştirecek, bugüne bağlayacak ve onun geleceğe ümitle, heyecanla bakmasını sağlayacaktır. Birçoklarının menkıbe/kıssa deyip geçtikleri hakikatlerin yerini, bugün çizgi romanların, çizgi filmlerin, hikâyelerin, romanların ve dizi filmlerin aldığını bir düşünsek, meselenin ehemmiyeti faydasıyla-zararıyla çok daha iyi anlaşılırdı. Her biri bir gerçeği ifade eden menkıbe/kıssalar, yukarıda da belirttiğimiz gibi örnek ve ibret alınması gereken hayatın bizzat kendisidir. Bilgi olarak da, ölçü olarak da, hepimiz muhtacız.

Bu cümleden olarak Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de, Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde, tarihin derinliklerinde gizli kalan birtakım hayatî gerçekleri, menkıbe ve kıssa olarak anlatmışlar, haber vermişlerdir.

Netice olarak deriz ki; insanın eğitiminde insanı tanımak, insana, doğru olanı öğretmek, göstermek, öğrendiklerini tatbik imkânı vermek, onun, hayatı boyunca müşahhas örneklerle bir ve beraber olmasını sağlamak, mazi ile bütünleştirip hayatî gerçekleri örnek ve ibret tablolarıyla ona sunmak şarttır.


Bkz. Ahzâb, 33/21
 
Müslim’den Riyazussalihin, Hadis no: 1844; Nesaî ve ÿbn Hanbel’den ÿbn Kesir, c. XIV, s. 8074
 
Keƒfu’l-Hafâ, I/70
 
Müslim ve Tirmizî’den Kütüb-ü Sitte Muhtasarì, Hadis no: 3754, c. X, s. 150; Müslim’den Riyazussalihin, Hadis no: 181, Bâb: 23

Fotoğraf Galerisi

    Lade Dir den Flash Player um die Diashow zu sehen.