İnsan, yaradılmışların ekmeli.
İnsan, yaradılmışların eşrefi.
Allah’ın yeryüzündeki halifesi.
İnsan, nebî ve velî.
İnsan, zübde-i kâinat.
O, bütün bu üstün makam ve sıfatlara, eğer kâmil ise sahip oluyor; şayet değil ise zelil…
Allah’ın (cc) yeryüzünde yarattığı insandan istediği de ‘ekmel’ ve ‘eşref’ olmasıdır.
O, eşref-i mahlûk olduğu için; Hak, ilk insanı peygamber seçti, ekmel eyledi. İlk insan Âdem (as), ilk peygamber de Âdem’dir.
‘Âdem’ ismindeki nükte: Adem, yokluk demektir. Yani o, Hakk’a karşı yoktur. Peygamberlik için ilk şart, Hakk’a karşı mahvolmaktır, benliği aradan çıkarmaktır.
İnsan olmak için de adem olmak lazım. Yani, Hakk’ın karşısında benlikte bulunmamak gerek.
Âdem’in kalıbı topraktandır. O’nun bu kısmı çürümeye, yok olmaya mahkumdur. Henüz o çürümeden, insan yokluğa mahkûm olursa, onun adı ‘kul’ olur. Onun için benî âdemden kul, kuldan da benî âdem olur. İnsan, kul âdem olursa, Hak katında varlık iddia edemez.
Hak Teâlâ Kur’ân’da: “… ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın” buyurdu.
Şimdi tezekkür et, tefekkür et. Sende hangi hazine var? Sen, o yönünle ‘Hazret-i İnsan’sın.
Şimdi çamur kalıbından çık, yani, varlık elbisenden soyun; sana üflenilen ruh ol, hazreti insan, insan-ı kâmil, eşref-i mahlûk… ol.
Eğer o kalıbı terketmezsen o seni mutlaka terkedecek: “Her nefis ölümü tadacaktır” buyurdu Yüce Subhân. O halde, bu terk (yani beden kalıbının terki) sünnetullahtır. O seni terketmeden onu sen terkedersen, sen kârlı çıkarsın. Yani, ‘hazreti insan’ olursun. Başka bir adı, insan-ı kâmil…
Hz. Âdem (as) terk etti; peygamber oldu.
Hz. Muhammed (sav), en güzel terk ile en mükemmel peygamber ve insan oldu. Yalnız peygamberlerin beden kalıbını terki, ihtiyarî olmaktan ziyade, Allah’ın (cc) lütfu, keremi, ihsanı ve hidayeti sayesinde gerçekleşir.
Şimdi düşün! İyice düşün ve karar ver. Bak, o seni terkederse, zararın çok olur; âdem olamazsın, insan hiç… Yunus bu vadide: “Bir ben vardır bende, benden içerû” ve yine “Süleyman var, Süleyman’dan içerû” dedi.
Kalıbın içinde O var. Niyazî: “Çekilirsen aradan, geri kalır Yaradan” der.
Kur’ân’da: “Meleklere: ‘Âdem’e secde edin demiştik, hemen secde ettiler; yalnız İblis diretti, böbürlendi, inkârcılardan oldu” buyurulmaktadır.
Aslında secde edilen Âdem değil, Âdem’de zuhur eden Hakk’ın üflediği ruhtur. Ona secde edilmesi emrolundu.
İlk imtihan böyle oldu. Allah (cc), Âdem’in çamurdan kalıbı ile Zâtı’nın tecellisini setrederek (gizleyerek) melekleri denedi. Melekler, bu nükteyi kavradılar ve Âdem’e secde ettiler. Yani Allah’a secde ettiler. İblis, Âdem’in kalıbına takıldı; çamur kalıbına. Ondaki eli göremedi; o da benliğini (kalıbını) ileri sürdü; “Beni ateşten yarattın” dedi, üstünlüğünü iddia etti.
Neticede İblis secde etmedi. Onun secde etmediği, Âdem değil, Hak Sübhânehu ve Teâlâ idi; yalnız emir ciheti ile, ruh ciheti ile…
Meleklerin Âdem’e secdesi aslında Hakk’adır. Âdem’e meleklerin secdesi “Ben ona kendi ruhumdan üfledim” sırrına ermeleridir. Şimdi, Âdemoğlundan her kim ki beden çuvalını yırtar; yani, yokluk ülkesinde olur; ona da Âdem gibi teveccüh edilir, ona rabıta edilir. Ona rabıta da Hakk’adır. Yani, “Ben ona kendi ruhumdan üfledim” gerçeğinedir. Düşün ve idrak et…
Bu bir deneme idi. Hak olan ve Hak’tan olan, bu denemeyi kazandı. Her nebi de denendi. Meselâ: Hz. Mûsâ’ya (as) Mukaddes Vadi’de: “Ey Mûsâ! Papuçlarını çıkar. Çünkü sen, Mukaddes Vadi Tuva’dasın” denildi. Bu hitap, bir ağaçtan geldi; Mûsâ teslim oldu, emredilene uydu.
‘Kulun âdemiyeti’ ibadetle mümkündür. İbadet, kulu varlıktan soyar; Hak varlığına iletir, hazırlar. O bakımdan, ibadetsiz Hak bulunmaz ve ibadetsiz kul da olunmaz.
Kul için şart olan ibadet, âdem için farzdır. Düşün, anla…
Sen, hem âdem hem de kulsun. Ama peygamber olan Hz. Âdem değil, kendi varlığında yok olan âdem.
Şayet insan kendi varlığında yok olursa, -ibadetin direği namazdır ve “Namaz dinin direğidir” mânâsiyle münasebettar olarak- namazda kul, ‘âdem’ olur.
İnsan namazda âdem olur, yok olur; tecelliye erer.
Peygamber Efendimiz buyurdu: “Namaz, müminin mirâcıdır.” Namazda Beytullah’a dönülür; çünkü Subhân emretti: “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir.”
Hz. Âdem’in kalıbı topraktan, Beytullah’ınki de taştan, topraktan…
Şimdi iyi düşün: “Âdem’e secde et” emrine uymayan İblis ile, “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir” emrine ters düşen insanın ne farkı var?!..
İyi düşün! Beytullah’a yönelmek Tevhid içindir. Hâşâ, ona tapmak sözkonusu değildir. Şimdi Beytullah’ı yok farzedersek o zaman insanlar birbirlerine secde etmiş olurlar. Ama hakikatte insan, insana da secde etmiyor; ona tecelli eden Allah’a… O halde, hakikî Beytullah sendedir. Peygamber buyurdu: “Allah (cc), sizlerin cisminize ve sûretinize bakmaz, bilâkis kalplerinize bakar.”