Makalat

HİTÂBE

Mü’minler!

İman ehli olarak yaşamanız ve imanlı olarak ölmeniz için Allah’ın dinine sımsıkı sarılmanız şarttır. Siz, yaptığınız ibadetlerle nefsinizi temizleyip terbiye edersiniz. Böylece şeytan, sizin vücut ülkenizdeki hakimiyetini kaybeder. Fakat şeytan hiç durmaz, kaybettiği saltanatını geri alıp sizleri kendisine kul etmek ister. Eğer ona uyarsanız, onu memnun edecek ve de sizi mağlup etmesine vesile olacaksınız. Onun için dikkatli olun, adımlarınızı temkinli atın. Devamını oku

GENÇLER!..

Gençlik büyük bir nimettir.

İyi bilin ki, genç kalmak; ancak ölümsüz bir inanca sahip olmak, mutlak hakikate teslim olmak ve hizmet etmekle mümkündür.

İman, ibadetle ispatlanır. Nasıl ki, bir dâvada şâhit aranıyorsa inancınızın ispatında da sizden şâhit sorulur. Sizin şâhidiniz, ibadetlerinizdir. O halde; namazı huşû ile kılın, orucu tutun, muktedir iseniz hacca gidin ve zekâtınızı verin. Haramları terk edin. Devamını oku

MADDÎ ve MÂNEVÎ YARDIMLAŞMA

Aile ve cemiyet hayatının gerçekleşmesi, bir mânâ kazanıp bütünleşmesi için maddî ve manevî yardımlaşma şarttır. Fertlerin, gerek aile ve gerekse cemiyet içerisinde bir bütünü meydana getirebilmeleri için birçok yönden birbirlerine bağlı ve bağımlı olmaları gerekir. Sıhhatimiz, gücümüz ve imkânlarımız ne kadar çok olursa olsun yalnız olarak yaşamak, ihtiyaçları karşılamak mümkün değildir. Hayatı, bir bünyeyi meydana getiren uzuvlar gibi disiplinli bir organize içerisinde yaşamak zorundayız. Bütün fertlerin, bu cemiyette bir yeri ve vazifesi vardır. Binbir çeşit ihtiyacın karşılanmasında, herkes bir hizmeti ister istemez gerçekleştirmektedir. Devamını oku

İBADET ve KÜLTÜR

İbadet ve kültür, insan hayatının değişmez iki ana unsurudur. Ve her ikisi de bir inancın gereğidir. Toplum hayatına hangi inanç hakimse, o inancın ibadet ve kültürü toplum gündemini meydana getirir. Meselâ, Hıristiyan inancının hakim olduğu Avrupa toplumunda ibadet ve kültürün kaynağı da Hıristiyanlıktır. Kiliseler, kilise âyinleri, nikâh merasimleri, özel günler, bayramlar, vaftizler ve daha niceleri hep mevcut Hıristiyanlık inancının bütün Hıristiyanlar tarafından yerine getirilen ibadetleri cümlesindendir. Yahudilerin de ibadetleri, kültürleri hattâ her zamanki zulüm ve ifsatları tamamen inançlarının neticesidir. Toplumun fertleri tarafından yaşanan çok basit bir olayda bile, onun bağlı bulunduğu inancın izlerini bulmak mümkündür. Devamını oku

TARİH ŞUURU

Bir toplumun millet olabilmesi, zannedildiği kadar kolay ve basit değildir. Hele kâğıt üzerinde hiç mümkün değildir. Çile ile rahatın, yoklukla bereketin, kederle sevincin, zahmetle rahmetin, külfetle nimetin, feragatın, fedâkârlığın, şecaatin, sadâkatin, gözyaşının, alınterinin, kanın, canın beslediği, koruyup yücelttiği bir inanç gerek, bir fikir gerek, bir ideal gerek, zaman gerek, mekân gerek, insan gerek, insan!.. Ve bu inancın, bu fikrin, bu insanın mührünü taşıyan bir tarih gerek. Öyle bir tarih ki; kimi onu gözyaşı ile, kimi de kanı ile sulamış ve canı ile de beslemiş olsun. Bütün bunlar, bir millet olmanın, milletçe yaşamanın gerekleridir. Devamını oku

‘ESER’DEN ‘MÜESSİR’E…

İnsanoğlu ister kabul ister inkâr etsin, kendisini kuşatan fıtrî ortamın dışına çıkamaz; ilâhî kanunların hükmünden sıyrılamaz. Hiçbir şeyin, Yaratıcı’nın izin ve iradesi dışında varlık ve hayat sahibi olması mümkün değildir.

Bu yüzden ‘insanlık tarihi’ boyunca, ‘inkârcılar’ın yaptıkları sadece boşa kürek çekmek olmuştur. O kadar ki, gün ışığından kaçan yarasalar gibi, onlar hakikat güneşinden kaçtıkça, kaçtıkları kuvvetin hükümranlığının ispatına malzeme olmuşlardır. İnkârlarını ispatlamak için sarıldıkları her sebep, kullandıkları her malzeme Allah’ı haykırmıştır.

İnkârcıların, inkârları çeşitli şekillerde ortaya çıksa bile, temelde bir tek noktada birleşirler: Yaratılmışları, Yaratan’dan ayrı düşünmek… Devamını oku

MEDENÎ OLMAYAN, MEDENİYET KURAMAZ

Eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insanın, bütün maharet ve kâbiliyetlerini cem eden ve ulvî gayesini hülâsa eden iki ana vazifesi mevcuttur: İnsanın, dolayısıyla insanlığın ihyâsı ve âlemin, eşyanın imarı… Burada, birinci vazife medeniyetin, ikinci vazife de tekniğin esasını teşkil eder. Ancak bu iki ana vazife ifâ edildiğinde, insanın insanî gayesi ve maksadı hâsıl olabilir. Devamını oku

EĞİTİMDE ZARURÎ YOLLAR

Eğitim ve terbiyede de, hiç şüphesiz, nazarî bilgilere ihtiyaç vardır. Tarifler, açıklamalar, tavsiyeler, telkinler, hattâ misallendirmeler gibi hususlar tamamen nazarîdirler. Ancak bütün bunların pratiği, misali, tatbikatı müşahhas olarak insan hayatında yer almazsa nazarî bilgi ve metodla insanı eğitmek mümkün olamaz. Hiçbir tedavi metodu uygulamadan, sadece ‘iyi ol’ demekle hastayı tedavi etmek nasıl mümkün değilse, insan eğitiminde de durum aynıdır. Bu bakımdan, insanın eğitim ve öğretiminde tatbikî metodlar şarttır. Bu hususta başvurulması gereken yolları, anahatlarıyla şöylece sıralayabiliriz: Devamını oku

EĞİTİM DÂVÂMIZ

Bir hastalığın tedavisinde teşhis ilk adımdır. Derdin sebebi araştırıldıktan sonradır ki, tedavi mümkün olur. O halde milleti ayakta tutan bu gür enerjinin âtıl kalmasını önlemek, millî ve tarihî bir mükellefiyettir. Biz de bu görevi yerine getirmenin sorumluluğu içinde, teşhis ettiğimiz hususları ifade ediyoruz:

Baştankara hürriyet anlayışı Devamını oku

TEZİMİZ ve MAARİF

İnsanın tâbi olduğu esaslar, ilâhî ve beşerî olmak üzere iki kısma ayrılır. İlâhî esaslar, kaynağı beşere dayanmayan, kaynağı bizzat Hak olan; beşerî esaslar ise, kaynağı Hak olmayan esaslardır. Bu esaslar, her devirde beşerin önüne sergilenmiştir. İlâhî esaslara uyan insan ve toplumlarda, istenilen huzur ve beklenilen netice -beşerin menfaatine- her devirde zuhur etmiştir.

Hâl böyle iken, beşerî esaslarda temel kabul edilerek uyulan prensip ve kaideler, insan denen varlığa isteneni verememiştir. Bu sebeple de insan, huzur için arayışına devam etmiş ve sonunda aradığını bulamamanın yorgunluğu ile etrafına zararlı bir varlık olmaktan berî olamamıştır. Devamını oku

Fotoğraf Galerisi

    Lade Dir den Flash Player um die Diashow zu sehen.